8 Aralık 2007 Cumartesi

Pars Narko Terör Nedir

İstanbul Narkotik başkomiseri Şamil Baturay, katıldığı rutin bir operasyonda, Türkiye’de kurulan yeni bir uyuşturucu şebekesine ait delillere rastlar. Narkotikte birlikte çalıştığı nişanlısı Zülüf ile birlikte Van’a aile ziyaretine gittiğinde ise, kendisini uyuşturucu baronlarının tam ortasında bulur.

Çerkez oğlu Şamil ile Kürt kızı Zülüf’ün aşkı, Şamil’in abisinin uyuşturucuyla ilgili bir operasyonda şehit edilmesiyle daha da imkansız bir hâl alır. Abisinin kaybıyla hayata küsen Şamil, elde ettiği bazı ipuçlarıyla tekrar harekete geçer ve intikam için uyuşturucu baronlarının peşine düşer.

Afganistan’dan İran’a, Van’dan Berlin’e kadar uzanan yeni bir “toz hattının” kurulmak üzere olduğunu keşfeden Şamil, zorlu bir mücadeleye girişir. Bu toz hattının terörörgütleriyle bağı olduğunu ve uyuşturucudan kazanılan paranın terörü finanse ettiğini anlayan Şamil’in verdiği mücadele, kişisel bir gayret olmaktan da çıkarak, vatan için verilen bir mücadeleye dönüşür.

Bu savaşın kazanılmasını sağlayacak en önemli ipuçları ise, Şamil’in aşkı Zülüf’de gizlidir. İstanbul Narkotik başkomiseri Şamil Baturay, katıldığı rutin bir operasyonda, Türkiye’de kurulan yeni bir uyuşturucu şebekesine ait delillere rastlar. Narkotikte birlikte çalıştığı nişanlısı Zülüf ile birlikte Van’a aile ziyaretine gittiğinde ise, kendisini uyuşturucu baronlarının tam ortasında bulur.

Daha Fazlası İçin >>>

Selçuk Yöntem İle Şöyleşi...

INP: Şu anda bir Başkomiseri oynuyorsunuz, bugüne kadar yapılmış olan bu tür filmler her ne kadar Türk polisiyesini vermeye çalışsa da genelde Amerikanvari bir şeyler ortaya çıkıyordu, şu an içinde olduğunuz dizinin, gerçeğe yansımasını nasıl buluyorsunuz?

SELÇUK YÖNTEM: Meseleye dizi formatında bakarsak, gerçeğe yansımasını doğru buluyorum. Çünkü biz mesleğimizi, sanatsal bir estetikle bezeyerek gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Tabii ki yaşam gerçeği ile ekran ve sahne gerçeği her zaman buluşmayabilir.

INP: (Ve şu an bir Başkomiser olarak,) buraya gelmeden önce Polisi ne kadar tanıyordunuz? Yani gelmeden önceki düşüncelerinizle, ziyaret sonrasında ki düşüncelerinizi karşılaştırmanızı istesek? Ve dizi ile polise olan bakışınız nasıl etkilendi?

SELÇUK YÖNTEM: Bulunduğunuz yere gelmeden önce polisi çok iyi tanıdığımı söyleyemem; ama gördüklerim, çalışma sisteminiz, disiplininiz, sorunlara yaklaşımınız beni gerçekten çok olumlu yönde etkiledi. Birim olarak çağa ayak uydurmaktaki başarınızı kutlamaktayım.

INP: Biz gerçek polisler Sizi kendimize gerçekten çok yakın buluyoruz. Çünkü Deli Yürek'te "BOZO", Kurtlar Vadisi'nde "ARSLAN BEY" ve son olarak da 24 Saat'te "BAŞKOMİSER" bunların hepsi bizim işimizle ilgili roller. Bunların gerçeğini olmak ister miydiniz?

SELÇUK YÖNTEM: Beni kendinize yakın bulduğunuz için teşekkür ederim; bu da benim oyunculuğumun yansımasında ne kadar samimi olduğumu kanıtlıyor. Arka arkaya gelen bu roller, sizin mesleğinizle aramda bir sıcaklık yarattı. Ama doğrusunu isterseniz, ömrümde aktörlük dışında hiçbir iş düşünmedim; çünkü ben her mesleği oynayabiliyor ve yaşayabiliyorum. Sanatı ve dolayısıyla oyunculuğu zengin kılan neden de bu olsa gerek.

INP: İnterneti kullanarak, bağımlılık yapan maddelerin insanlarımıza zarar vermeden bilgilendirme ile önüne geçmeye çalışıyoruz. Sayfamızdan haberiniz var mıydı? Şimdi sayfamızı görmüş oldunuz, düşünceleriniz nelerdir?

SELÇUK YÖNTEM: Sayfanızdan haberim yoktu; ama görünce çok etkilendim. İnsanın doğasına aykırı, zararlı maddelere karşı yapmış olduğunuz bu yaklaşımlar takdire değer. Tebrikler.

INP: Narkotik Şube Müdürlüğü olarak bu mücadelenin toplumun her kesimiyle birlikte yapılması gerektiğine inanıyor ve o yüzden bu söyleşileri ünlülerimizle yaparak, "Toplum Tavrını" oluşturmaya ve göstermeye çalışıyoruz. Bu maddeler ve kullananlar ile ilgili düşüncelerinizi alabilir miyiz?

SELÇUK YÖNTEM: Bence meseleye çok geniş bir açıdan bakmakta yarar var. Kültürel, sosyo-ekonomik değerlendirmeler de diyebiliriz. Dediğim gibi insanın doğasına aykırı bünyesine aykırı, her türlü aykırı madde davranış biçimi olarak da topluma geri dönmektedir. Burada eğitim çok önemli bir mesele olarak önümüze çıkıyor. Bireyin eğitimi, aile içi eğitim ve toplumsal oluşumlar. Tabii ki kurumların sağlıklı çalışması da çok büyük bir etken.

INP: Ben yaşım itibariyle tek televizyon zamanını yaşamış bir insanım, Ahmet'in Günlüğü'nü hatırlıyorum, ama çocuk yaşımda o programı kim yapardı bilmiyorum. Şimdi biliyorum ki, onu yapan Sizdiniz ve bizim neslimizden birçok kişiye "günlük" tutmaya başlamasını sağladınız diye düşünüyorum. Televizyon yaşamımızda bu kadar etkili, Tiyatroda etkili ama tabii izleyici olarak her iki kitle sayı olarak kıyas bile edilemez. Ben tiyatroyu televizyona "sanatçı" yetiştiren yer diye bakıyorum. Sizce? Ve herhalde tiyatro ve televizyon ilişkisi hiçbir zaman bitmeyecek.

SELÇUK YÖNTEM: "Ahmet'in Günlüğü", dönemi olarak çok önemli bir misyonu yerine getirmiştir. Dediğiniz gibi, anıların insan yaşamındaki, aynı zamanda da aile içi eğitimin ne kadar önemli olduğunu bir psikologla birlikte değerlendirmiştir. Tabi ki oyunculuğun ana kaynağı tiyatrodur, bir oyuncunun beslenme yeri tiyatrodur. Ancak doğal olarak da televizyon ve beyaz perde ilişkisi de hiçbir zaman bitmeyecektir; nitelikli olmak kaydıyla tabi ki.

INP: Bazı ünlüler arasında; "Ben işimi yaparım, yaşamımı da istediğim gibi yaşarım, örnek olmak zorunda değilim, herkesin kendi aklı var" diyebilmektedirler. Toplumdan alınanın, karşılığını vermekle ilgili düşünceleriniz nelerdir?

SELÇUK YÖNTEM: Toplumdan neyi aldığımıza bağlı bu. Acaba sanat mı toplumdan bir şey alır, yoksa toplum mu sanattan bir şeyler alır? Doğal olarak bu bir alışveriştir. O söylediğiniz tarif gerçek bir sanatçı tarifi olamaz; çünkü sanatçı, yaşamı toplumla paylaşması gereken insandır. Zaten bu döngü her boyutta sağlıklı bir şekilde olduğu zaman toplumlar nitelik kazanır.

INP: Tabii ki tüm aldığınız roller, sadece rol ve işiniz bu, ama bu işinizden etkilenip Sizi izleyen bilhassa da gençler gerçek hayatta Sizin oynadığınız rolleri taklit edip, gerçekmiş gibi yaşayabiliyorlar, örneğin Kurtlar Vadisi ve içindeki roller gibi. Diziden rahatsız olduğunuz oldu mu? Çünkü eleştirilen yönleri oldukça fazlaydı.

SELÇUK YÖNTEM: Evet, insanların oynadığımız rollerden etkilenmesi çok doğal; ama biraz toplumsal bir bilinç olmalı. Bizim halkımız çok duygusal, hemen özdeşleşiyor. Bunlar dizi ama. Diziden rahatsız olduğum çok yönler oldu, çok da tartıştık. Ben eleştirilerimi hep söyledim. Çok kan revan ve vurdu kırdı vardı; bunlar çok yoğun olmadan da anlatmak istediklerinizi estetik bir anlayışla anlatabilirsiniz.

INP: Televizyondaki hayatları ilgiyle izleyen gençlerimize ve illa da televizyonlarda görünmeyle ilintili; şarkıcı, manken, radyocu, televizyoncu, dizi oyuncusu olmak isteyen gençlerimize ne söylemek istersiniz? Ünlü olmak nedir Sizce?

SELÇUK YÖNTEM: Hevesli arkadaşlara şunu söylemek isterim: İnanmak çok önemli. İnanırlarsa, hedefe kilitlenirlerse her şeye ulaşabilirler. Hedef şöhret ise, hiç bulaşmasınlar. Ünlü olmak benim kendime yakıştırdığım değil, bana yakıştırılan bir kavram. Hiç hedefim olmamıştır. Kendimi de öyle görmem. Önemli olan iyi aktör olmak için çaba göstermektir. Yani meslek olarak da genelleştirebiliriz.

INP: Şu anki dizinin (24 Saat) her bölümünde bir şiir var ve kendi adıma, dinlerken, içime işlediğini hissediyorum. Birde şiir albümünüz var. Şiir desek, Siz ne dersiniz?

SELÇUK YÖNTEM: Evet, bu dizide böyle bir bölüm oluştu. Dizinin pilot filmi "Çalınan Ceset"te ilk olarak yapıldı. Bunu da filmin yönetmeni Andaç Haznedaroğlu gerçekleştirdi, düşünce onundu. Dizide de uyguladık; çok olumlu reaksiyonlar aldı ve almaya da devam ediyor. Bence karaktere de uygun. Eminim şiir seven, okuyan yüzlerce polis kardeşimiz vardır. Evet, bir de Vedat Sakman ile "Şiir Niye?" adlı bir şiir albümü yaptık. O da beni çok mutlu etti, güzel bir çalışmaydı. Vedat'ın müzikleriyle çok güzel buluştu şiirler. Şiiri herkes kendi dünyasında ama öyle, ama böyle bir şekilde yaşıyor, yaşamalı da.

INP: İstanbul Narkotik Polisi olarak bağımlılığın engellenmesi için, çeşitli yöntemler deniyoruz, bunlardan biride geçen yıl başlattığımız tiyatro oyunu ile gerçekleri yansıtabilmek. Bir gencin hayatının madde ile ne hale geldiğini sanat ile anlatmaya çalıştık. Bu konuda bir üst ad olarak tiyatronun eğiticiliği hakkında bize neler söylersiniz?

SELÇUK YÖNTEM: Çok olumlu bir gelişme olarak görüyorum. Tiyatro, bunu anlatmanın önemli yollarından biri. Yıllar önce yanılmıyorsam "Morfin" adlı bir oyun bu görevi yerine çok olumlu bir şeklide getirmişti. Tabi didaktik olmaktan ziyade, sanatsal bir vurgulama daha olumlu olur diye düşünüyorum.

INP: İşinizle ilgili çok güzel şeyler başarmış bir insansınız ve ünlü olmanız yaptığınız "iyi" işlerle ilgili, Selçuk Yöntem bundan sonra neler yapacak, planları nedir?

SELÇUK YÖNTEM: Başarılı olduğumu duymak beni mutlu ediyor, teşekkür ederim. İstemek, inanarak istemek çok önemli ve bu enerji de herkeste var. Yeter ki bu enerji harekete geçirilebilsin. Artık sinema yapmak istiyorum, yaşamdan böyle bir dileğim var. Umarım gerçekleşir. Plan yapmaksa benim inancıma göre zor. Bir filmde duydum: "Tanrı'yı güldürmek istiyorsan O'na planlarından söz et". Plan değil de umutlarım var diyelim.

INP: Buralara kadar gelerek, Bağımlılık Yapan Maddelere karşı "Toplum Tavrını" oluşturmamıza destek verdiğiniz için çok teşekkür ediyoruz!

SELÇUK YÖNTEM: Son olarak da, bana göstermiş olduğunuz ilgiye çok teşekkür ediyorum. Sizleri tanımaktan çok mutlu oldum ve etkilendim. Başarılarınızın devamını yürekten diliyorum. Hepinize başarılar ve mutlu günler.
Kaynak

Daha Fazlası İçin >>>

7 Aralık 2007 Cuma

Pars Narko Terör - Selçuk Yöntem

Selçuk Yöntem (d.1 Ocak 1953) Türk oyuncu.
1953 yılında İstanbul'da doğan Yöntem, 1975 ve 1976 yılları arasında Ankara Devlet Konservatuarı Tiyatro Yüksek Bölümü'nden mezun oldu. 1977 yılında Ankara Devlet Tiyatrosu'nda çalışmaya başladı. 1994'te İrfan Yalçın'ın "Aşağıdakiler" adlı oyununu, 1995'te Savaş Dinçel'in "Gürültülü Patırtılı Bir Hikâye" adlı oyununu yönetti. Bu oyunla "Özgüye Değer Yönetmen" ödülünü aldı. 1997-98 sezonunda Haldun Taner'in "Ay Işığında Şamata" adlı oyununu yönetti. 1986-87 sezonunda "Dört Mevsim" adlı oyunla "Özgüye Değer Erkek Oyuncu" ödülünü, 1988-1989 sezonunda "Peynirli Yumurta" adlı oyunla "En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü, 1990-91 sezonunda "Deli Dumrul"daki rolü ile "Ulvi Uraz En İyi Erkek Oyuncu" ödülünü aldı.

Televizyon ve sinema için film çalışmaları yaptı, "C Blok" adlı filmle "En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu" ödülünü aldı. Yöntem, "Deli Yürek" adlı dizi ve sinema filmindeki "Bozo" tiplemesinden sonra, 2003 yılındaki "Kurtlar Vadisi" adlı dizide de "Aslan Akbey" karakterini canlandırdı.


FİLMLERİ

Pars: Kiraz Operasyonu 2007
Banyo 2005
Çalınan Ceset Ahmet 2004
Deli Yürek-Boomerang Cehennemi Bozo 2001
Acı Gönül 2000
Taksim-İstanbul 2000
Şarkıcı Doktor 2000
Figüran Sırrı 1999
Kaçıklık Diploması Murat 1998
İstanbul Kanatlarımın Altında 1996
80. Adım 1996
C-Blok Tülayın kocası 1993
Yaz Yağmuru 1993
Suyun Öte Yanı 1991

Dizileri

Kuşdili Şükrü 2006
Rüzgarlı Bahçe Çınar 2005
24 Saat Başkomiser Ahmet 2004
Kurtlar Vadisi Aslan Akbey 2003
Üzgünüm Leyla Orhan 2002
Şaşıfelek Çıkmazı Hilmi 2000
Deli Yürek Bozo 1999
Çatısız Kadınlar Ahmet 1999
Kimsecikler 1999
Sıcak Saatler Süleyman Uslu 1998
Çiçeği Büyütmek 1998
Ateş Dansı 1998
Şehnaz Tango 1996
Süper Baba 1993

Daha Fazlası İçin >>>

6 Aralık 2007 Perşembe

Duygu Şen

Hayat Bilgisi” dizisinin masum öğrencisi Duygu Şen, sinemada cüretkar bir kadın olarak izleyici karşısına çıktı.

Bir zamanlar “Hayat Bilgisi” dizisinin masum öğrencisiydi Duygu Şen… “Pars: Kiraz Operasyonu” filminde ise karşımıza cüretkár bir kadın olarak çıktı. Şen, çok konuşulan tecavüz sahnesiyle ilgili, “Hiç tedirgin olmadım. Çünkü biraz endişelenirsen, bu duygu seyirciye geçer. Bu yüzden doğal davrandım” diyor.
Başrol oynamadığınız halde en çok sizden söz ediliyor. Bunun nedenini düşündünüz mü hiç?
- Sadece tecavüz sahnesiyle bu kadar parladığımı düşünmüyorum. Hastane sahnesinin daha önemli ve oyunculuğumu gösteren bir sahne olduğu konusunda iddialıyım. “Tecavüz sahnesi” diye geçen sahneyi de izlerken şunu fark ettim: Çok rahatmışım ve eğlenmişim! Hiçbir endişem ve tereddütüm yoktu. Çünkü bu tür sahnelerde biraz endişelenirsen, anında seyirciye geçer. “Bittin” demektir, o sahneyi hiç çekme daha iyi! Her şeyi kafamdan attım ve doğal oynamaya çalıştım.


Bu sahneyle bu kadar çok öne çıkmanız diğer oyunculara haksızlık mıdır sizce?
- Öyle düşünecek bir kadromuz yok. O kadar itinayla seçilmiş bir kadro var ki… Ben fedakarlık yaptım biraz da kaymağını yiyeyim!
Nasıl oyuncu oldunuz?
- Beni oyunculuğa yönlendiren ailem oldu. Onlar ne kadar kabul etmese de bu böyle! İlkokulda Türk Halk Müziği ve Türk Sanat Müziği söylüyordum. Tiyatro, dans aklınıza ne gelirse ilgileniyordum. Lise yıllarımda Yıldız Teknik Üniversitesi’nin tiyatro kulübüne girdim. Ardından Müjdat Gezen’in iki yıllık konservatuarını bitirdim.
“Beril” karakterinin cazibesi neydi?
- Bana birçok film teklifi geldi ama emin olup, kabul edemedim. Bir adım attıktan sonra geri dönüşün olmuyor çünkü. “Hayat Bilgisi”nde rol aldım ilk olarak. Perran Kutman gibi bir isim olduğu için… Ondan sonra gelen tekliflerde şuna dikkat ettim: Hangi rol benim oyunculuğuma ışık katar! Oldukça bekledim. TV filmlerinde ve reklamlarda rol aldım. Ama Beril karakteri her sahnede başka biri! İlk başta çok masum, sonra alemlere meraklı, eğlenceli bir kız… O cüretkar sahnede ise çok isterik!


“İsterik bir kız” diyorsunuz ama o sahneden tecavüz sahnesi diye söz ediliyor…

MASUMİYETİMİ KAYBETMEDİM

Çok cüretkar sahneleriniz var. Senaryoyu okuduğunuzda tereddütleriniz oldu mu?
Osman Sınav’la tanıştık. Ben hastane sahnesini diyaloglu oynadım. Orada beğenildim. Oyuncuların kuralları olmaması gerektiğine inanıyorum. Mesela filmde benim için en önemli sahne hastane sahnesiydi. Beril’in nasıl bir kız olduğu orada çıkıyor ortaya.
Seyircinin gözündeki masumiyetinizi kaybetmiş olmak sizin için ne kadar önemli?
- Masumiyetimi kaybettiğime inanmıyorum.

Dizi filmde öldürülen bir karakterin cenaze namazını kılan bir milletiz. Dolayısıyla artık masum bir lise öğrencisini canlandırma ihtimaliniz çok az…
Bu çok yanlış bir şey aslında ama bunu engelleyemeyiz. Özel hayatımda gözden düşmek istemem. Ama oyunculukla ilgili bu tür endişelerim yok. Bir oyuncu sadece kendinden sorumludur. Kimseye ders vermek gibi bir görevim yok! Bence bu filmi izlerken seyircinin “Bu kız masum bir kız. Bunu rol gereği yaptı” diye düşünmesi gerekir.
Seyircinin düşüncesi sizi ne derece etkiler?
- İzleyici yoksa sanat olmaz. Gözlerinde kirlenmiş olmak tabii ki beni üzer. Ama bana o gözle bakılacağını düşünmüyorum.
Bir oyuncunun hem seyirciyi memnun etmesi, hem de hiçbir kuralının olmaması zor mudur?
- Siz ne kadar kurallarınızı aşarsanız, kendinizi o kadar geliştirirsiniz. Sonunda yol seyirciyi mutlu etmeye çıkıyor. Önemli olan kalbin ve ruhun çıplaklığı bence… Eğer bir oyuncu, ruhunu ve yüreğini yönetmene ve seyirciye açmamışsa başarılı olamaz. Eğer siz onu açıyorsanız, bence bu daha büyük bir çıplaklık! Bedenimi açarım, iki dakika sonra kimse hatırlamaz.
Aileniz hariç! Onların tepkisi ne oldu?
- Babama iki seçenek sundum. Diğerini söyleyemem ama… “Kamera önünde çıplaklığı mı tercih edersin yoksa diğer seçeneği mi?” diye sordum. Tabii ki kabul etti. Geri kafalı bir ailem yok.
Türkiye’de başarılı bir oyuncu olmanın kuralı nedir?
- Seyirci özel hayatla, iş hayatını karıştırmamalı. Fakat maalesef biraz dikkat etmek zorundayız.
Her teklifi kabul etmiyor
Aldığı her film teklifini kabul etmediğini söyleyen Duygu Şen, “Şu saatten sonra çok daha dikkatli olmam gerekiyor. Geçenlerde bir sinema filmi için teklif geldi. Sevişme sahnesi vardı. ’Bu sahneyi sonuna kadar oynayabilecek bir oyuncuyum, oynarım da… Ama insanlar benim bu tür şeylerle prim yaptığımı düşünürler’ diyerek kabul etmedim. Zaten sürekli öğrenci rolü oynamak istemediğim gibi, sürekli sevişme sahnesinde de oynamak istemiyorum” diyor.
Kadınlara karşı biraz tepkiliyim

Kimleri örnek alıyorsunuz?
- Erkek oyuncuları daha çok örnek alıyorum kendime… Ama “İyi kadın oyuncu yok” demek istemiyorum. Mesela ben BKM’de Demet Akbağ’ın öğrencisiydim bir yıl boyunca. Bence Demet Akbağ hem komedide, hem de dramda çok iyi bir oyuncu. Ama eminim ki; o da erkek oyuncuları örnek almıştır kendine. Bir tekst aldığımda hep erkek rollerini okumaya başlıyorum. Kadın rollerini sevmiyorum. Kadınlara karşı da biraz tepkiliyim, belki o yüzden.
Neden?
- Kadın zihniyetine tepkiliyim. Kadın gibi yaşayan kadınlardan hoşlanmıyorum.
Ama olabilecek en kadınsı rolü oynadınız…
- Erkeksi ve kaba rolleri seviyorum. Normal hayatımda da öyle kibar ve ince bir kız değilimdir. Erkek arkadaşlarım çoktur. Umarım magazinciler benimle uğraşmaz. Çünkü uğraşırlarsa çok fena olacak! Hangi biriyle çekecekler beni! Çok az kız arkadaşım var.
Rahatsız olduğunuz kadın zihniyeti nasıl bir şey?
- Kadınlara öğretilmiş şeyler var. Erkek farklı bir yerde, kadın farklı bir yerde… Ben o öğretilmiş şeyleri yapmamaya çalışıyorum. Kadın her zaman kendini kontrol etmek zorunda ve ben bu tür kontrollerden nefret ediyorum! Ailemi de bu konuda çok eleştirdim. Ablam bankacı ve 13 yaşından beri birlikte olduğu ve hayatında tanıdığı tek erkekle evlendi. Ondan sonra arkadan benim gelmem, ailede bir şok etkisi yarattı. Neyse ki; zamanla alıştılar bana!

Alıntı

Daha Fazlası İçin >>>

Mehmet Kurtuluş Dublör Kullanmadı

Mehmet Kurtuluş dublör kullanmadı

Filmde Çek Cumhuriyeti'nin en büyük dublör organizasyonu olan Filmka'dan gelen ve daha önce 'Titanic' ve 'Er Ryan'ı Kurtarmak' gibi birçok yapımda rol alarak 2002 yılında 'Taurus Dublör Ödülü' kazanan güçlü bir dublör ekibi görev alıyor. 14 kişilik bu ekibin koordinatörlüğünü Jan Petrina ve Pavel Bezdek yapıyor. Takip sahnelerindeki aksiyona katılan tüm araçlar bu dublörler tarafından kullanıldı. Ancak filmin başrol oyuncusu Mehmet Kurtuluş'un dublörüne fazla iş düşmedi. Kurtuluş risk almayı tercih etti ve birçok sahnede dublör kullanmadan kendi oynadı

Daha Fazlası İçin >>>